Türkiye, iklim mücadelesinde yeni bir çağa girdi: Kanun resmen yasalaştı.
- Research Team

- 4 Tem
- 11 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 7 Tem
TBMM’de kabul edilen Türkiye’nin İklim Kanunu, 2053’e kadar net sıfır emisyon sağlama ve yeşil kalkınma vizyonu hedefiyle iklim değişikliğiyle mücadeleye ilişkin kapsamlı bir çerçeve oluşturmuştur . Kanun, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden ekonomiyi, şehirleri, tarımı ve gıdayı korumak amacıyla sera gazı emisyonlarının azaltılması ve iklim değişikliğine uyum çalışmalarını yasal zemine taşımaktadır . Bu düzenleme, 20 maddeden oluşan ana hükümler ile 2 geçici maddeyi ve çeşitli kanun değişikliklerini içermekte olup, Türkiye’nin uluslararası iklim taahhütlerine uyumunu hızlandıran ilk iklim yasasıdır. Kanun’un kapsamı, sera gazı emisyonlarının azaltılması ve iklim değişikliğine uyum faaliyetlerini; bunlara dair planlama ve uygulama araçlarını, finansman kaynaklarını, izin ve denetim süreçlerini ve ilgili yasal/kurumsal çerçevenin usul ve esaslarını kapsamaktadır. Kanunla birlikte “adil geçiş”, “birincil piyasa”, “denkleştirme (offset)”, “Emisyon Ticaret Sistemi (ETS)”, “gömülü sera gazı emisyonu”, “gönüllü karbon piyasası” ve “iklim adaleti” gibi kavramlar ilk kez mevzuata tanımlı olarak girmiştir. Ayrıca iklim değişikliğiyle mücadelede eşitlik, iklim adaleti, ihtiyatlılık, katılım, entegrasyon, sürdürülebilirlik, şeffaflık, adil geçiş ve ilerleme ilkeleri kanunun genel esasları olarak benimsenmiştir . Bu kapsamda tüm kamu kurumları ile özel sektör ve vatandaşlar, iklim hedeflerine ulaşmak için alınacak önlem ve düzenlemelere süresi içinde uymak, bunları uygulamak ve kendi yetki alanlarında gerekli planları yapıp hayata geçirmekle yükümlü kılınmıştır .
Kanunun hedefleri arasında Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon taahhüdünün gerçekleştirilmesi, ulusal katkı beyanı (NDC) doğrultusunda sera gazı azaltım politikalarının hayata geçirilmesi ve iklim değişikliğine dayanıklı kalkınmanın sağlanması yer alır. Sera gazı emisyonlarının azaltımı faaliyetleri, Türkiye’nin ulusal katkı beyanındaki sektörler temelinde ve net sıfır hedefiyle uyumlu şekilde yürütülecektir . Bu kapsamda enerji, su ve hammadde verimliliğinin artırılması; kirliliğin kaynağında önlenmesi; yenilenebilir enerjinin yaygınlaştırılması; ürün, işletme ve kurumların karbon ayak izinin azaltılması; temiz ve düşük karbonlu yakıtların teşviki; ulaşımla sanayide elektrifikasyon; temiz teknolojilerin geliştirilip kullanılması; ve sıfır atık uygulamalarının kurulması gibi somut önlemler kanunda sıralanmıştır . İklim değişikliğine uyum faaliyetleri için su kaynaklarının, ekosistem ve biyolojik çeşitliliğin korunması; arazi tahribatının önlenmesi; karbon yutaklarının (orman, sulak alan gibi) devamlılığının sağlanması; gıda güvenliğinin ve tarımın iklim dirençliliğinin artırılması; iklim kaynaklı afet risklerine karşı dayanıklılığın güçlendirilmesi gibi tedbirler öngörülmüştür . Bu uyum tedbirleri ilgili bakanlıklar ve kurumlarca geliştirilecek, afet risklerine karşı erken uyarı sistemleri kurulacak, su yönetimi iklim etkilerine göre iyileştirilecektir. Kanun, iklim değişikliğine uyum ve azaltım hedeflerine ulaşmak için merkezi yönetimden yerel düzeye kadar planlama araçlarının ve risk analizlerinin hazırlanmasını, mevcut stratejilerin iklim hedefleriyle uyumlu olacak şekilde güncellenmesini öngörmektedir . Bu doğrultuda tüm ilgili kurumların ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde iklim risk değerlendirmeleri yapması ve bunları politika ve planlara entegre etmesi beklenmektedir.
Kurumsal yapılanma açısından, kanun kapsamında yeni idari ve danışma mekanizmaları oluşturulmuştur. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesinde bir İklim Değişikliği Başkanlığı ihdas edilmiş ve bu Başkanlık iklim politikalarının koordinasyonu ve takibi için merkezi otorite kılınmıştır. Başkanlık, sera gazı emisyonlarının azaltımı ve uyum konularında ilerlemeyi yıllık bazda izleyecek, gerektiğinde ilgili kurumlar arası koordinasyonu sağlayacak, sektörlere yönelik standartları belirleyecek ve karbon fiyatlandırmasına dayalı piyasa mekanizmalarını düzenlemekle yetkili olacaktır. İklim Değişikliği Başkanlığı ayrıca ulusal, sektörel ve tematik iklim raporları hazırlayacak; iklim yatırımlarını teşvik etmek üzere finansman mekanizmaları geliştirecek; ve Türkiye Yeşil Taksonomisi’ni oluşturup uygulayacaktır. Her il düzeyinde, valinin başkanlığında ilgili kamu kurumları ve belediye temsilcilerinden oluşan İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulları kurulacak; bu kurullar il düzeyinde yerel iklim eylem planları hazırlayacak ve uygulayacaktır (büyükşehirlerde büyükşehir belediyesi, diğer illerde il belediyeleri koordinasyonunda). Yerel eylem planlarının en geç 31 Aralık 2027’ye kadar tamamlanması zorunlu tutulmuş, gerekirse Çevre Bakanlığı tarafından bu süre bir yıla kadar uzatılabilecektir. Kamu-özel sektör işbirliği de vurgulanmış; iklim hedeflerine ulaşmak için kamu kurumları, üniversiteler, sivil toplum ve özel sektörün birlikte çalışması, projelere destek vermesi kanunda ilke olarak belirtilmiştir . İklim Değişikliği Başkanlığı, görevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyduğu her türlü veriyi kamu kurumları ve özel sektörden talep edebilecek; tüm aktörler istenen bilgi ve veriyi ücretsiz ve zamanında sağlamakla yükümlü olacaktır.
Karbon piyasaları ve emisyon kontrolü, İklim Kanunu’nun önemli bir bölümünü oluşturur. Kanun, ulusal bir Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kurulmasını hükme bağlamıştır . ETS, sera gazı emisyonlarına üst sınır (cap) getirilip tahsisat denilen emisyon haklarının alınıp satılması yoluyla emisyon azaltımını teşvik eden piyasa temelli bir mekanizma olarak tanımlanmıştır. ETS’nin teknik işletimi, EPİAŞ (Enerji Piyasaları İşletme A.Ş.) tarafından yürütülecek; EPİAŞ, tahsisatların elektronik kayıt sisteminde ihracı, devri, iptali ve takasından sorumlu olacaktır . Karbon Piyasası Kurulu adıyla oluşturulan üst kurul ise ETS’nin stratejik yönetiminden sorumlu olacaktır . Bu kurul, Çevre, Enerji, Maliye, Sanayi, Ticaret, Tarım ve Ulaştırma Bakanlıklarından bakan yardımcıları ile Cumhurbaşkanlığı ve piyasaların (SPK, EPDK) temsilcilerinden oluşacak; Çevre Bakanı başkanlık edecektir. Karbon Piyasası Kurulu, ulusal tahsisat planını onaylama, ücretsiz tahsisatların dağılımını ve birincil piyasada satışa sunulacak tahsisat miktarını belirleme, ETS kapsamında kullanılabilecek denkleştirme (offset) oranlarını tespit etme, ETS ile ilgili politika ve eylemleri belirleme yetkilerine sahiptir. Ayrıca kurul, uluslararası karbon piyasasına konu edilebilecek sektör ve projeleri tanımlayarak bu konulardaki temel politikaları belirleyecektir . Kanun, ulusal bir karbon kredilendirme ve denkleştirme sistemi kurulacağını da öngörmüştür; böylece ETS kapsamındaki yükümlülükler, eşdeğer miktarda karbon kredisi sunularak da yerine getirilebilecektir. İklim Değişikliği Başkanlığı bu karbon kredi sistemini kurup kurallarını belirleyecektir. Kanunda ayrıca gönüllü karbon piyasaları kavramı tanımlanmış olup, uluslararası standart belirleyicilerle işbirliği yapılarak gönüllü piyasaların teşvik edileceği anlaşılmaktadır. Uluslararası ticarette rekabet dezavantajını önlemek üzere Türkiye Gümrük Bölgesi’ne ithal edilen malların gömülü emisyonlarını düzenlemek için Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kurulabilmesi hükme bağlanmıştır. SKDM’nin kapsamı, raporlama ve usulleri Ticaret Bakanlığı’nın koordinasyonunda belirlenecek olup, bu mekanizma AB’nin karbon sınır vergisine (CBAM) uyum yönünde önemli bir adımdır.
Finansman enstrümanları bakımından, kanun çeşitli teşvik ve destek mekanizmaları öngörmektedir. İklim kaynaklı kayıp ve zararların karşılanması için sigorta araçlarının geliştirilmesi, yeşil ve sürdürülebilir sermaye piyasası araçlarının (ör. yeşil tahvil, sürdürülebilir yatırım fonları vb.) teşviki ve iklim projelerine yönelik finansal destek mekanizmalarının kurulması kanunda yer almaktadır. Özellikle iklim dostu yatırımların finansmanını kolaylaştıracak kamu teşvikleri ve vergi düzenlemeleri yapılacağı, sanayi ve teknoloji alanlarında temiz teknolojilerin yaygınlaştırılması için Ar-Ge merkezleri kurulabileceği belirtilmiştir . Türkiye ayrıca kanunla birlikte kendi Yeşil Taksonomisi’ni oluşturup finans sektöründe hangi faaliyetlerin çevresel olarak sürdürülebilir sayılacağını tanımlayacaktır . Elde edilecek karbon piyasa gelirleri ve idari para cezaları, genel bütçeye değil iklim ve yeşil dönüşüm amaçlarına tahsis edilecektir; bu gelirlerin %10’una kadar olan kısmı ise adil geçiş destekleri için kullanılabilecektir. Böylece hem kamu hem özel sektörün düşük karbonlu dönüşümüne finansman sağlanması hedeflenmektedir.
Sektörel yükümlülükler doğrudan ve dolaylı olarak tanımlanmıştır. Kanun, ulusal katkı beyanında belirtilen her sektörde ilgili kurumların ve işletmelerin, net sıfır ve döngüsel ekonomiye uyumlu emisyon azaltım tedbirlerini uygulamakla yükümlü olduğunu belirtir. Örneğin enerji, sanayi, ulaşım, tarım, atık gibi sektörlerde emisyon azaltıcı teknolojilere geçiş, verimlilik artışı ve temiz enerji kullanımına dair somut adımlar atılması yasal bir yükümlülüktür . Ayrıca belirli büyük işletmelere yönelik doğrudan yükümlülükler getirilmiştir: Kanun yürürlüğe girdikten sonra 3 yıl içinde ETS kapsamına girecek tüm işletmelerin sera gazı emisyon izni alması zorunlu tutulmuştur. Bu süre zarfında hazırlık yapılarak, gerektiğinde Karbon Piyasası Kurulu kararıyla bu süre en fazla 2 yıl uzatılabilecektir . Sera gazı emisyon izni, işletmelerin izin verilen sınırlar dahilinde emisyon yapabileceğini gösteren bir belge olup, izinsiz faaliyet gösteren işletmelere veya izin süresi dolduğu halde üretime devam edenlere ağır yaptırımlar öngörülmüştür . Bunun yanı sıra kanun, kamu kurumlarına kendi görev alanlarında iklim değişikliğini dikkate alarak mevcut politika ve düzenlemelerini gözden geçirme yükümlülüğü de getirmektedir. Tüm sektörlerdeki uyum ve azaltım hedeflerine ulaşılması için kamu ve özel her düzeydeki aktörün iklim kanununda tanımlanan planlama ve tedbirlere riayet etmesi yasal bir sorumluluk haline gelmiştir.
Yaptırımlar (idari cezalar) kanunun önemli bir parçasıdır. İklim Kanunu, yükümlülükleri ihlal eden gerçek ve tüzel kişiler için çeşitli idari para cezaları getirmektedir. Örneğin, sera gazı emisyon izni almaksızın faaliyet gösteren işletmelerden, geçmiş yıllarda doğrulanmış emisyon raporu olanlara emisyon miktarı başına para cezası verilecek (her 1 ton CO₂-eşdeğeri için 10 TL); hiç doğrulanmış raporu olmayanlar için ise 100 bin TL ile 5 milyon TL arasında ceza uygulanacaktır. Benzer şekilde, ETS kapsamında teslim edilmesi gereken tahsisatları süresinde teslim etmeyen işletmeler, eksik her bir tahsisat için para cezasına çarptırılacaktır . Sera gazı emisyon raporlarını zamanında iletmeyenlere 500 bin TL ile 5 milyon TL, hiç rapor sunmayanlara 1 – 10 milyon TL arası ceza öngörülmüştür. Ayrıca ozon tabakasını incelten maddeler ve florlu sera gazlarına dair kurallara aykırı ithalat, üretim veya kullanım hallerinde yüz binlerce liralık cezalar belirtilmiştir . Kanun, idari yaptırımların kademeli uygulanmasını sağlamak üzere bir pilot dönem öngörmüştür: ETS tam olarak devreye girmeden önce ilk uygulama yıllarında kesilecek cezalar %80 oranında indirimli olacaktır . Pilot dönemin süresi, kapsamı ve kuralları ilgili kurumlar ve STK’ların görüşü alınarak Karbon Piyasası Kurulu tarafından belirlenecektir. Bununla, şirketlerin yeni sisteme uyum sağlaması için yumuşak bir geçiş amaçlanmıştır. Tüm bu yaptırım mekanizmaları, Türkiye’nin iklim politikası hedeflerini bağlayıcı hale getirmekte ve uyumu teşvik etmektedir. Ayrıca kanun, iklimle ilgili planlama araçlarının ve mevzuat uyumunun en geç 31 Aralık 2027’ye kadar tamamlanmasını şart koşarak, uygulamada gecikme olması halinde Cumhurbaşkanına bu süreyi bir yıla kadar uzatma yetkisi tanımıştır. Bu, tüm bakanlıklar ve sektörler için iklim stratejilerini güncelleme ve eylem planlarını hazırlama konusunda somut bir takvim oluşturur.
Avrupa İklim Yasası (European Climate Law) ile karşılaştırıldığında, Türkiye’nin yeni iklim kanunu pek çok benzer hedef ve mekanizmayı barındırmakla birlikte bazı farklılıklara da sahiptir. Net sıfır hedefleri ve zaman çizelgesi bakımından iki düzenleme benzer uzun vadeli vizyonlar içerir ancak tarihler farklıdır. Avrupa İklim Yasası, AB genelinde 2050 yılına kadar iklim nötr (net sıfır emisyon) olma hedefini bağlayıcı hale getirmiştir . Ayrıca AB, 1990 seviyelerine kıyasla 2030 yılına kadar en az %55 net emisyon azaltımını yasaya dahil ederek ara hedef olarak belirlemiştir. Hâlihazırda AB Komisyonu, 2024 itibarıyla 2040 yılı için de bir iklim hedefi belirleme sürecini başlatmış ve Temmuz 2025’te iklim yasasını revize ederek 2040 için %90 net emisyon azaltım hedefi önerisinde bulunmuştur. Türkiye’nin iklim kanunu ise 2053 yılı için net sıfır hedefini esas alır. Türkiye’nin 2030 hedefi ulusal katkı beyanında tanımlanmış olup 2015’e kıyasla mutlak bir azaltım yerine olağan iş senaryoya göre %41 azaltım şeklindedir; bu hedef yasal metinde sayısal olarak yer almasa da kanun, 2053 net sıfır vizyonuna uygun şekilde tüm sektörlerin azaltım planlarını uygulamasını şart koşmuştur . Kısaca, AB’nin iklim yasası 2050 net sıfır ve 2030 %55 ara hedefini içerirken, Türkiye kanunu 2053 net sıfır hedefine odaklanmaktadır; AB ayrıca 2040 için iddialı bir ara hedef sürecine girerek takvimini güncelleme esnekliğine sahiptir.
Bağlayıcılık düzeyleri ve yaptırım mekanizmaları açısından da farklılıklar dikkat çekicidir. AB İklim Yasası, bir tüzük olarak doğrudan uygulanabilir nitelikte olup AB kurumları ve üye ülkeleri, net sıfır hedefine ulaşmak için gerekli tüm önlemleri alma yükümlülüğü altına sokar . Yasa, AB çapında hedefleri bağlayıcı kılsa da spesifik cezai müeyyideler içermemektedir; bunun yerine yönetişim ve inceleme mekanizmalarıyla ilerlemeyi takip etmeye odaklanır. Örneğin, Avrupa Komisyonu her 5 yılda bir (Paris Anlaşması küresel gözden geçirme döngüsüyle uyumlu olarak) ilerlemeyi değerlendirecek ve eğer AB’nin veya üye devletlerin gidişatı hedeflerle uyumsuzsa ilave tedbirler önerecektir. Komisyon, gerektiğinde üye ülkelere tavsiye kararları vererek ulusal politikaların hedefle uyumunu sağlamaya çalışır (nitekim 2023 sonunda bazı üye ülkelere iklim planlarını güncellemedikleri için resmi tavsiyeler iletilmiştir). Yani AB düzeyinde bağlayıcılık daha çok politika yükümlülüğü şeklindedir; her üye devlet iklim hedefini tutturamazsa, AB yasası uyarınca yaptırım olarak para cezası değil, hedefi telafi edici ek önlemler devreye girer. Bununla birlikte AB’nin iklim çerçevesinde dolaylı yaptırım mekanizmaları bulunur: Örneğin AB Emisyon Ticaret Sistemi (EU ETS) kapsamında işletmeler emisyon fazlası için yüksek bedeller ödemek zorunda kalır veya Effort Sharing Regulation (Üye devletlerin sektör bazlı hedefleri) kapsamında hedefini aşan ülke, açığı kapatmak için diğer ülkelerden kota satın alır veya ceza niteliğinde düzeltme katsayılarıyla karşılaşır. Türkiye’nin İklim Kanunu ise doğrudan ulusal bir yasa olarak hem kamu kurumlarını hem özel sektörü bağlayıcı yükümlülüklerle donatmış ve uyumsuzluk durumunda idari para cezaları gibi doğrudan yaptırımlar öngörmüştür. Örneğin, Türkiye’de bir işletme emisyon izni almaz veya yeterli tahsisatı teslim etmezse, belirlenen para cezaları uygulanacaktır . Bu yönüyle Türkiye’nin kanunu uygulama düzeyinde daha yaptırım odaklıdır. AB İklim Yasası ise üst düzey bir çerçeve olarak yaptırım mekanizmasını üye ülkelerin ulusal uygulamalarına ve AB’nin diğer düzenleyici araçlarına bırakmıştır; bağlayıcılığı siyasi ve hukuki taahhüt niteliğinde olsa da, kanunun kendisi şirketlere doğrudan ceza kesmez. Yine de her iki düzenleme de iklim hedeflerine ulaşmayı hukuken ciddiye alınması gereken bir zorunluluk haline getirerek, gerekirse yeni tedbirlerle destekleme yaklaşımındadır.
Karbon piyasaları ve finansman enstrümanları bakımından Türkiye’nin kanunu ile AB’nin sistemi arasında paralellikler bulunmaktadır. AB, uzun süredir Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi (EU ETS) ile karbon piyasasını işletmektedir. EU ETS, 2005’ten bu yana enerji ve sanayi tesislerine emisyon üst sınırları koyup piyasada karbon izinlerinin alınıp satılmasına imkân tanıyan, dünyadaki en büyük karbon piyasasıdır. AB İklim Yasası doğrudan ETS’nin detaylarına girmese de, “Fit for 55” paketi kapsamında 2030 hedefine ulaşmak için ETS’nin kapsamı genişletilmiş (denizcilik, havacılık dahil) ve 2026’dan itibaren binalar/ulaşım için ayrı bir ETS sistemi kurulması kararlaştırılmıştır. Türkiye de yeni kanunuyla kendi ETS mekanizmasını kurmakta, tahsisat ve karbon kredisi kavramlarını tanımlamaktadır. Bu, AB’nin yıllardır uyguladığı karbon piyasası yaklaşımına yapısal bir uyum anlamına gelir. Nitekim Türkiye’nin Karbon Piyasası Kurulu kararları arasında uluslararası karbon piyasalarıyla entegrasyona dair hükümler de vardır; örneğin kanun, AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) ile uyumlu şekilde Türkiye’de de sınırda karbon vergisi benzeri bir mekanizma kurulabileceğini belirtmiştir. Finansman açısından AB, Yeşil Mutabakat kapsamında yüz milyarlarca avroluk iklim fonları (örn. İnovasyon Fonu, Modernizasyon Fonu) ve Adil Geçiş Mekanizması gibi araçlar geliştirmiştir. Ayrıca AB, 2020’de yürürlüğe giren AB Sürdürülebilir Taksonomi düzenlemesiyle finansal piyasalarda hangi yatırımların yeşil kabul edileceğini standartlaştırmıştır. Türkiye’nin iklim kanunu da benzer şekilde ulusal yeşil taksonomi oluşturup yeşil finansman araçlarını teşvik etmeyi, iklim sigortaları ve destek mekanizmaları kurmayı amaçlamaktadır. Bunun sonucunda, Türkiye’nin finans sektörü de AB’nin sürdürülebilir finans çerçevesine yakınlaştırılacaktır. Genel olarak AB’nin karbon piyasaları ve finansman enstrümanları halihazırda uygulamada olup kapsamı sürekli genişletilirken, Türkiye bu kanunla kendi piyasa ve finansman altyapısını yeni yeni inşa etmektedir. Ancak her iki sistem de karbondioksit emisyonuna bir maliyet yükleyerek özel sektörü düşük karbonlu yatırımlara yönlendirme prensibini paylaşır.
İzleme ve raporlama yükümlülükleri AB ve Türkiye düzenlemelerinin başarı kriterlerindendir. AB İklim Yasası, “yönetişim mekanizması” üzerinden üye devletlerin ilerlemesini takip eder: Üye ülkeler her 10 yılda Ulusal Enerji ve İklim Planları (NECP) hazırlayarak ara hedeflerini ortaya koyar ve her yıl emisyon verilerini, politika ilerlemelerini Komisyon’a raporlar . Avrupa Çevre Ajansı (EEA) düzenli olarak emisyon trendlerini ve proje edilen ilerlemeyi değerlendiren raporlar sunar . Ayrıca İklim Yasası ile kurulan Avrupa İklim Değişikliği Danışma Kurulu, bilimsel veriler ışığında AB’nin politikalarını değerlendirmekte ve tavsiyelerde bulunmaktadır . Bu sayede AB, Paris Anlaşması kapsamında her beş yılda bir yapılacak küresel değerlendirme öncesi kendi içinde ilerleme raporları hazırlayıp gerekirse rotasını düzeltmektedir . Türkiye’nin iklim kanununda da güçlü bir izleme ve raporlama vurgu vardır: İklim Değişikliği Başkanlığı, emisyon azaltım ve uyum konusundaki gelişmeleri her yıl izleyecek ve raporlayacaktır. Başkanlık, gerektiğinde tüm kurum ve şirketlerden bilgi-belge isteyip veri toplayarak ulusal bir iklim veri altyapısı oluşturacaktır. Ayrıca kanun, her ilde hazırlanan iklim eylem planlarının ve ulusal stratejilerin uygulanmasını takip etmeyi öngörür. İşletmeler bazında, ETS kapsamındaki şirketler düzenli olarak emisyon raporu hazırlamak ve doğrulatmak zorunda kalacaktır; bu raporları sunmayanlara yüksek cezalar getirilmesi, raporlama zorunluluğunu fiilen yaptırıma bağlamaktadır . Dolayısıyla, AB tarafında raporlama büyük ölçüde üye devletlere yönelik bir hesap verebilirlik mekanizmasıyken, Türkiye kanununda hem kamu kurumları hem özel sektör seviyesinde raporlama/izleme yükümlülükleri ayrıntılı şekilde tanımlanmıştır. Her iki düzende de şeffaflık esastır: Türkiye kanunu “şeffaflık” ilkesini temel ilkelerden biri saymış , AB ise veriye dayalı izlemenin önemini vurgulamıştır.
Ulusal ve yerel yönetimlerin sorumlulukları iklim eyleminin çok katmanlı doğası gereği her iki hukuk sisteminde de yer almaktadır, ancak kapsamları farklıdır. Türkiye İklim Kanunu, merkezi hükümetten başlayarak il düzeyine kadar somut görev dağılımı yapmıştır. Ulusal düzeyde İklim Değişikliği Başkanlığı ve ilgili bakanlıklar politika geliştirmek, sektörleri denetlemek ve ülke genelinde stratejiler hazırlamakla yükümlüdür. Yerel düzeyde, 81 ilde Valilikler koordinasyonunda İklim Kurulları kurulacak ve bu kurullar il iklim eylem planlarını uygulayacaktır . Belediyeler ve il özel idareleri, kendi hizmet alanlarında emisyon azaltımı ve uyum projelerini hayata geçirmekle sorumlu kılınmıştır . Kanun, yerel eylem planlarının hazırlanması için son tarih vererek (2027 sonu) valiliklere ve belediyelere ciddi bir sorumluluk yüklemiştir. AB İklim Yasası ise daha ziyade üye devletlerin ulusal hükümetlerini muhatap alır. Her üye ülke, AB hedeflerine katkı sağlayacak ulusal politikaları belirlemek ve uygulamak zorundadır. Ancak AB düzenlemesi, alt-ulusal (yerel) yönetimler için doğrudan bir yükümlülük tanımlamaz; bu konu, üye devletlerin kendi iç hukuklarına bırakılmıştır. Yine de AB düzeyinde yerel yönetimlerin iklim çabalarını teşvik eden insiyatifler (ör. Covenant of Mayors – Başkanlar Sözleşmesi gibi gönüllü programlar) bulunmaktadır. Birçok AB ülkesi kendi iklim yasalarında bölgesel ve yerel yönetimlere roller vermiştir, ancak Avrupa İklim Yasası bu detaylara inmez. AB hukukunda çok düzeyli yönetişim prensibiyle, ulusal hükümetler iklim planlarını hazırlarken yerel otoritelerin ve paydaşların görüşlerini almak durumundadır (NECP hazırlıkları buna örnektir). Türkiye’nin kanunu, üniter yapı gereği, doğrudan yerel idarelere görev vererek uygulamada dikey koordinasyonu sağlamaya çalışmaktadır. Sonuç olarak, Türkiye’de ulusal/yerel tüm idareler iklim mücadelesinin parçası olarak tanımlanmışken, AB İklim Yasası ulusal hükümetleri sorumlu kılar ve onların eliyle yerel eylemin gerçekleşeceğini varsayar.
Uyarlanabilirlik ve güncellenebilirlik esasları, iklim politikalarının zaman içinde güçlendirilmesi için kritik önemdedir. AB İklim Yasası bu konuda ileri hükümler içerir: Paris Anlaşması’nın ruhuna uygun şekilde, yasa geri dönülmezlik (irreversibility) ilkesini vurgulayarak iklim nötr hedefe giden dönüşümün kalıcı olmasını güvence altına alır . Ayrıca yasanın kendisi dinamik bir yapıdadır; örneğin 2030 hedefi yasa metnine sonradan eklenmiş ve 2040 için hedef belirleme süreci de yasanın öngördüğü biçimde ilerlemektedir . İklim bilimi ve küresel gelişmeler ışığında AB, iklim yasasını ve ilgili hedefleri güncelleyebilmektedir. Her beş yılda bir yapılacak küresel gözden geçirme sonrasında AB Komisyonu, mevcut hedeflerin yeterliliğini değerlendirip gerekirse daha sıkı hedefler önerecektir. Bunun yanında AB iklim politikaları paketleri (ör. Fit for 55 veya yeni Clean Industrial Plan) vasıtasıyla yasanın hedeflerine ulaşmak için yeni mevzuatlar çıkarılmakta, böylece çerçevenin uygulanmasında esneklik sağlanmaktadır . Türkiye’nin İklim Kanunu da belirli esneklik maddelerine sahiptir: Ulusal plan ve stratejilerin dönemsel olarak güncellenmesi öngörülmüş, bilimsel ilerleme ve küresel gelişmeler doğrultusunda yeni teknolojilere uyum sağlama yetkisi İklim Değişikliği Başkanlığı’na verilmiştir (örneğin kanun, karbon yakalama ve depolama, yeşil hidrojen gibi teknolojilerin takibini ve desteklenmesini özel olarak vurgular) . Ayrıca Cumhurbaşkanına, uygulama takvimindeki 2027 son tarihini uzatma yetkisi tanınarak ihtiyaç halinde düzenlemelerin yürürlüğe girişinin uyarlanabilmesi sağlanmıştır . Kanun, her ne kadar 2053 net sıfır hedefini sabit tutsa da, bu hedefe giderken kullanılacak araçların (strateji, eylem planı, sektör politikaları) düzenli aralıklarla gözden geçirilip iyileştirileceğini hükme bağlar . Bu sayede, Türkiye de küresel gelişmelere paralel şekilde ulusal katkı hedeflerini ileride artırma veya politikasını yeni şartlara uyarlama esnekliğine sahip olacaktır. Nitekim kanunun gerekçesinde, Türkiye’nin Paris Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerine yaklaşması ve AB’nin düzenlemeleriyle uyum sağlaması amaçları açıkça belirtilmiştir . Sonuç itibarıyla, AB ve Türkiye iklim yasaları, farklı ölçek ve yöntemlerle de olsa, net sıfır emisyon hedefini yasal güvence altına almakta, izleme ve raporlamayla desteklemekte, gerektiğinde güncelleme esnekliği sunmakta ve tüm kamu-özel paydaşlarını bu dönüşümün parçası haline getirmeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamlı yaklaşımlar, iklim krizine karşı uzun vadeli ve bağlayıcı çözüm arayışının somut yasal yansımalarıdır.



Yorumlar